zuhal

Zuhal Olcay’ın yeni albümü “Aşkın Halleri”. İsim babası Bülent Ortaçgil. Aşkta ve hayatta itirazını koruyor Olcay. “Çünkü” diyor, “Sanatçı sadece muhalefet etmeli. Kendi inandığı görüş iktidar olsa bile o an için de hep muhalefette kalmalı”

İSTANBUL –  İlişkilerdeki yüzeysellik, kimsenin kimseyi dinlemeyişi, çıkar ilişkileri… Zuhal Olcay en çok bunlardan şikayetçi gibi görünüyor. Bunun izlerini yeni albümü albümü ‘Aşkın Halleri’nde de  görmek mümkün. ‘Aşk bana zor geliyor, tıpkı bir diş ağrısı, senin dediğin mi yoksa benim, bir iktidar arenası…’ gibi şarkı sözlerinden açıkça okunuyor ruh durumu. Müzik direktörlüğünü Bülent Ortaçgil, düzenlemesini  Gürol Ağırbaş’ın yaptığı albümde Hüsnü Arkan, Nadir Göktürk, Gökhan Şeşen, Baki Duyarlar da söz ve müzikleriyle yer alıyor. Ercan Irmak (ney), Cem Aksel (davul), Derya Türkan (kemençe), Göksel Kartal (kanun) gibi alanında usta isimler de enstrümanlarıyla eşlik ediyor. Albümünde kendisinin yazdığı bir de şarkı sözü var Zuhal Olcay’ın.

Dört yıldır albüm yapmıyorsunuz, yaşadıklarınızı biriktirip dolu dolu bir aşk albümü yapmak için mi beklediniz?
İki yıl önce şarkı seçmeye başladık. Bittiğinde ortaya çıkan manzara hakikaten aşkın hallerini anlatıyordu. Müzik direktörlüğünü yapan Bülent Ortaçgil de albümün adına ‘Aşkın Halleri’ dedi…

Daha önceki albümlerinizde de Ortaçgil imzası var…
2000 yılından beri yollarımız kesişti ve buluştuk. O tartihten beri de ayrılamıyoruz. Müzik  görüşümüz dışında çok ortak noktamız var. Dünyaya bakışımız, olaylar karşısındaki tavrımız ve  olayları nereden okuduğumuz, sözlerimiz… Ortak görüşüm olmayan insanlarla sıkılıyorum, bırakın öğlen yemeğini bir sandöviç bile yiyemiyorum…  Albümde düzenlemeleri yapan Gürol Ağırbaş da alanında çok önemli bir müzisyen tıpkı Bülent gibi onunla da çok ortak noktamız var.

Gürol Ağırbaş ve Bülent Ortaçgil ile nasıl ortak bir müzikal tavır yakaladınız?
Albümümde Bülent Ortaçgil ve Gürol Ağırbaş gerçekten çok belirleyici iki isim.  İkisi de  dünyaya çok açık zihinler. Dünya müziğini dinleyen ve bilen insanlar. Müzikal açıdan Bülent biraz daha Batılı, Gürol’un müziği ise biraz daha bu topraklara ait. Dolayısıyla muhteşem bir birliktelik çıkıyor.

Sizce Türkiye toplumu yolunda gitmeyen bir takım şeylerin gidişatına ‘dur’ diyebiliyor mu?
Karnı doymayan, ısınamayan en temel ihtiyaçlarını görmeyen insanların kendini ve hayatı sorgulamaya hali vakti olmuyor. Uygulanan kültür politikaları; ‘Durun! Kültürün sırası değil önce hastane, okullar  açalım…’ diyor. Hayır, onu da yap ama bunu da yapmak gerekir. Düşündürmeye imkan vermeden yönetmek tabii ki iktidarların pek bir işine geliyor. Düşünce, sorgu, soru sorma başladığında yüksek sesler çıkmaya başlıyor. Gerçek sanat insanlara soru sordurur. İnsanlar sorularına yanıt bulamadıkça, sorular kafalarına geldikçe sorulara yanıt aramaya başlarlar soruların cevaplarını bulmak için başka türlü sorular sorarlar ve hakkını aramaya başlar. Yolunda gitmeyen şeylerin farkına varır. Daha çok soru sormaya, bağırmaya ve istemeye başlar. Devrimi sanat yapmaz, devrimi yine insan yapar. Sanat, devrimi yapacak insanları düşünmeleri için kapıları aralar, ışığı yakar.

Hoşunuza gitmeyen şeylere karşı sizin tavrınız ne oluyor?
İlişkilerdeki yüzeysellik, kimsenin kimseyi dinlemeyişi, herkesin birbiriyle olan çıkar ilişkisi… Tüm bunlardan acı çekiyorum. Nasıl bağırabilirim? Şarkı söyleyerek, tiyatro yaparak…  Beni izleyip oyundan çıkan insanlar belki birşekilde içindeki birşeyleri çıkarmış olursa, görevimi yapmış gibi hissedeceğim. Gücüm ancak bu kadarına yetiyor. Sanatçı sadece muhalefet etmeli. Kendi inandığı görüş iktidar olsa bile o an için de hep muhalefette kalmalı. Yapacağım işi de ustalıkla yaparsam ancak etkisi olabilir. ‘Bir oyun seyrettik o neydi öyle, müsamere gibi!’ diye çıkarsa insanlar salondan, ne sözünüz anlaşılır, ne de düşünceleriniz Sancılarımı, kendimle kavgamı bir şekilde yaptığım sanat dallarıyla akıtmak istiyorum insanlara. Bakın ben bunlardan çok rahatsızım sizde durum ne? Siz de bunları hissediyor musunuz? Sizde de var mı böyle rahatsızlıklar? Ya da yoksa neden yok?, diye.

Son albümünüz…
‘Sevmeyi öğren dedi babam, gerisi hep gevezelik…’ Bu çok sıkı bir laf. Şarkı ritmik ama, oradaki sözleri dinlediğinizde, bana ne söylesen hikaye yani diyor. Bunu kendimi de katarak söylüyorum, sevmeye ne kadar gücümüz var?  Biz ne kadar seviyoruz da karşıdan ne kadar sevgi bekliyoruz. Bunu sormamız lazım kendimize. Bu soruyu çok sık söylerim kendime, ilgi bekliyorsun, sevgi bekliyorsun, senin nerede hesapların, ne kadar seviyorsun?..

Peki Güz Sancısı filmindeki oyunculuğunuz…
Küçük bir rol  var orada.

Salkım Hanımın Taneleri filmindeki rolünüze bir gönderme mi var?..
Evet.  Salkım Hanım’ın tanelerindeki aynı kadını  oynadım. 6-7 Eylül olayları sırasındaki yağmalamalarda kürk çaldığım bir sahne bu. Aynı kadının, o günlerde Beyolu’ndaki bir anını görüyoruz…

 

kaynak: http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=haberyazdir&articleid=918582