Amelita

Amelita Baltar: Arjantin’de en iyi kadın tango yorumcularından biri. Astor Piazzolla ile yaşadığı aşk ise tangonun önüne geçememiş. Geçtiğimiz günlerde bir konser için İstanbul’daydı. Tangoyu ve tutkuyu konuştuk.

Tango akla iki isimi getiriyor; Carlos Gardel ve Astor Piazzolla. Sizi keşfeden de Piazzolla olmuş, nasıl?

Konserime gelmişti. Kulağımın hassaslığı çok hoşuna gitmiş. O zamanlar Arjantin folk müziği söylüyordum. Aradan zaman geçti, 11 Mart’ta aradı; senden iki şey istiyorum diye “Benim yeni operamda başrol oynayacaksın, bir de bu akşam yemeğe çıkalım, çünkü benim bugün doğum günüm” ve her iki teklifini de kabul ettim.

Tango bir tutku Piazzolla ile aranızdaki tutku nasıldı?

Birçok şey için tartışırdık. Beste yaparken piyanoda ben de şarkıları söylerdim. Şiirler hazırdı, bense onları hissettiğim gibi söylerdim. O da yazıldığı gibi söyleyeceksin diye kızardı. ‘Off ! kadınlarla beraberken müzik yapmak ne kadar zor. Keşke sen kenarda beklesen de ondan sonra söylesen.’ Tutkumuzun kavgası tangoydu olurdu.

Piazzola ile çok yoğun bir turne trafiğiniz olmuş, size çok şey kazandırmıştır şüphesiz…

20.yüzyılın en büyük müzisyenlerinden biriyle beraberdim. O bana aşık olduğunda, yani her şey kendiliğinden gelişmeye başladığında günlük bir hal aldı. Çalışıyor, yeni şarkılar yapıyor, konserler veriyorduk, her şey arka arkaya gidiyordu. Daha sonra hala insanlar beni şarkı söylemek için davet ettiklerinde baktım ki o yanımda yoktu. Bense şarkı söylemeye devam ediyordum. Mütevazı olmayacağım, yeteneğimi görüyorlardı ki devam ediyordum yoluma. İşte o zamanlar fark ettim, onunla geçirdiğim günlerin önemini ve onun bana verdiklerini. Arkadaştık, karıkocaydık, sevgiliydik…

Tangonun çıkış hikayesinde erotik bulunduğu için yasaklanması yer alır, hatta iki rahip, papazın karşısında dans ettikten sonra yasak kalktığı söylenir bu doğru mu?

Hikayeyi duydum. Önceleri erkek erkeğe dans ediliyordu. Birçok elit aile Arjantin’den Fransa’ya, İspanya’ya gidip geldi. Dansı Avrupa’ya çekmeye başladılar. Buralarda ise Arjantin kültüründeki yerinden arındı. Zaman içinde kadın ve erkeğin birlikte yaptıkları dansa dönüştü. Elit Arjantin’liler Avrupa’ya gidip orada kabul gördüğünü görünce kendi ülkelerinde bu dansı yapmaya başladı ama, uzun bir süre genç kızlar, genç erkeklerle dans ederken birbirlerine fazla sarılırlarsa oradan orta yaşlı bir kadının sesi yükselirdi. ‘Tango yaparken aradan ışığın gözükmesi gerek’

Birçok yerde konser vermiş ve gezmiş biri olarak dünyaya yayılan tangoyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Japon, İsrail, Rus tangoları var…

Japon tangosunu çok dinledim. Açıkçası Japon tangosu en çok takdir ettiğim “yabancı” tango. En sadık kalan da onlar. Finlandiyalılar, Çinliler de yapabilirler tabii ki, nasıl Türk müziği yapılıyorsa tango da yapılabilir.

İyi bir ses, geleneksel bir yorum….Tango söylemek ne öncelik gerektiriyor?

Buenos Aires’i tanımayı, tango şairlerini, sözlerini bilmeyi. Bir duruş bir tavırdır tango. Ben flamenko söylerim, belki takdir de toplar ama Endülüslü gibi söyleyemem. O müziği söylüyorsanız orada doğmuş olmanız gerekir.

Türk tangoları hakkında ne düşünüyorsunuz? Hiç dinlediniz mi?

Türkiye’de daha önce konser verdiğimde dinledim. Zaman içinde ayrışarak daha Türk bir tango olmuş. Diğer ülkelerin tangoları hiç ilgimi çekmiyor. Belki bu sosyologların, etnomüzikologların konusu olabilir.

Comparsita düğünlerimizin vazgeçilmez tangosudur, ya sizde?

Daha önce duymuştum, bizde böyle değil. Hollanda Prensesinin düğününde kilisede bir tango çalındı, “Elveda Büyük Baba”. Piazzolla babası öldüğünde kendi çocukları söylesin diye bu şarkıyı yaptı. Arjantin’de çok bilinen bir parçadır, adeta bir marştır. Hatta Piazzolla’yı tanımayanlar, müziğini bilmeyenler ya da hoşlanmayanlar, bu şarkıyı hemen bilirler.

Türk tango severlere neler tavsiye edersiniz?

Ben bu şehri sevmeye başlıyorum galiba ve buralı olmaya başladım. Geleneksel olanı hem de Piazzolla ve yeni tangoyu dinlesinler. Neyin gelişerek nereye vardığını görürler böylece.

 

Astor Piazzolla Kimdir?

11 Mart 1921’de İtalyan asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Klasik tango icrası ile başladığı müzik yaşamını en ünlü gruplarla çalarak geçirir. 1950’li yıllara kadar tangonun geleneksel çizgisinden hiç ayrılmamıştır. Tangoda hiçbir konu Piazzolla’nın müziği kadar tartışmalara yol açmamıştır. Tangoda devrim yapan yeniliği ile halkın çok  sevdiği, ulusal müzik niteliği kazanan tangoyu elinden almış, ‘yeni tango’ adını verdiği besteleriyle tüm dünyaya tango adını daha da yaymıştır. Onun sayesinde tango sadece dans edilen değil artık oturup dinlenen de bir müzik olmuştur. Son yıllarında yazdığı Carlos Gardel operasını tamamlayamadan 5 Temmuz 1992’de yaşama veda etmiştir.